Üye Ol
Şifremi Unuttum

 
 


 
 
Ana Sayfa
Ziyaretçi Defteri
Foto Galeri
Üye Listesi
Duyurular
Köylümüz Ne İş Yapıyor?
Kadromuz
İletişim
Şiirler
Dost Siteler
Köşe Yazıları
İlimizin Tarihi
Yemeklerimiz
Fıkralar
 

 


Şuan Online 7
Bugün Ziyaret 51
Toplam Ziyaret 33930

 

 


 Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.1937

 

 


1938- Atatürk'ün naaşı, törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici
istirahatgahına getirildi.

 






 
 
   


ZİYARETÇİ DEFTERİNE YAZ
 

   
   
Ahmet Aşkın Köksoy/ANKARA /21.11.2008 k-o-k-s-o-y@hotmail.com  

   Sevgili Amca Oğlu Faruk Köksoy' un Ardahan Belediye Başkanlığı adaylığı beni bir akraba olarak gururlandırmıştır.
   Özel mazeretim dolayısıyla tebrik etme fırsatım şimdi oldu.Ardahan'a ve kendisine hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim.



k-o-k-s-o-y@hotmail.com

     


   
Basından/. /21.11.2008 .  

Atatürk 1929 krizinde ne yaptı?

1929'da Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ve Başbakan İnönü milletvekillerine şu mesajı gönderdiler.

Yalçın Bayer'in köşe yazısından...

Araştırmacı yazar Nail Tan, Ankara’dan yazıyor: CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün ekonomik kriz dolayısıyla milletvekili maaşlarının yarı yarıya indirilmesini istemesi, halkın sıkıntısını paylaşma dileği kendi partisi de dahil milletvekillerini çok rahatsız etti. TBMM tarihine göz atsalardı, rahatsız olmazlardı. 1929 dünya ekonomik krizi dolayısıyla Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ve Başbakan İnönü milletvekillerinden şu mesajla maaşlarını indirmelerini istediler:

"Ortalık çok pahalı, millet sıkıntı içinde. Eğer vekillerimiz de uygun görürlerse maaşlarından bir miktar indirim yapalım. Bu, hem memlekete bir moral getirir hem Meclis’e olan inancı ve güveni artırır."

Milletvekilleri, oybirliğiyle maaşlarını 500 liradan 250 liraya indirmişler. Ankara Milletvekili Rıfat Araz’ın kızı Nezihe Araz, ’Mustafa Kemal’in Ankara’sı’ kitabında
(s. 12) bu olayı duygulu cümlelerle anlatmış. TBMM kayıtlarından kanunun ayrıntısı görülebilir. Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ü yürekten kutlarken Türkiye’nin geleceğiyle ilgili umutlarımızın tek tük ışıklarının yandığını öğrenip mutlu oldum. ’Çılgın Türkler’, anlaşılan tükenmemiş
.



.

     


   
Basından / KARS./. /21.11.2008 .  

Sarıkamış’ta Toki Zadeler

Sarıkamış’ta Toki Krizi, Küresel Krizinde Önüne Geçerek Esnafı Vurdu…

—Toki Zedeler, Son Çare Olarak Başbakan Erdoğana Kadar  Gideceklerini Söylediler….

     KARS– 18.11.2008 - Kars’ın Sarıkamış İlçesinde Başbakanlık Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından 2004 yılında yapımına başlanan 304 adet konut inşaatında Müteahhit firmanın Sarıkamış esnafı, çalışan işçi ve taşeronların hesabını ödememesi vatandaşı çileden çıkardı.

     Sarıkamış’ta (TOKİ) Konutlarının yapımında yüklenici müteahhit firma SARBAY İNŞAAT Şirketi tarafından Sarıkamış’taki esnaflardan alınan gıda, inşaat, elektrik ve benzeri malzemeler için üç yıldır ödeme yapmaması, ayrıca iş makineleri çalıştırıp hesabını vermemesi esnafı ve çalışanları perişan etti.

    İş makineleri sahibi taşeron Burhan Yıldız,(TOKİ)’nin konut yaptığını ama Sarıkamışlı çalışanların, esnafın el emeğini adeta gasp ettiğini söyledi. Yıldız,”Başta Sayın Milletvekilimiz Zeki Karabayır’a derdimizi anlattık, bir sonuç alamadık. Mütahit üç yıldır bizi oyalıyor. Sarıkamışlı esnaf buradan alacağını alamadığı gibi bankalara borçlandı. Arkadaşlarımızın bir kısmı icralık oldu. Şimdi soruyoruz bizim bu mağduriyetimizi kim karşılayacak. Biz biliyoruz ki Sayın Başbakanın bundan haberi yok; olduğu anda sorumlulardan hesabını soracaktır. Dayanacak gücümüz kalmadığı için sesimizi duyurabileceğimiz yere kadar götüreceğiz” diye konuştu.

    Sarıkamış Kaymakamı Ahmet Altunbaş ise, Sorunun Müteahhit firmanın iflasından kaynaklandığını, ancak burada Sarıkamış esnafının mağduriyetinin önemli olduğunu söyleyen Altunbaş,”Esnaflarımız ve çalışan emek eden vatandaşlarımız yasal çerçeveler içinde haklarını aramaları ve bir an önce bu sorunun karşılıklı olarak konuşulup çözüme kavuşturulması hepimizi mutlu eder” dedi.

Mağdur olan esnaf, son çare olarak Başbakana kadar gideceklerini ifade ettiler.



.

     


   
Basından / ARDAHAN./. /21.11.2008 .  

Yamçılı Birlik Gecesi Yaptı

Ardahan İli Hanak İlçesi Yamçılı Kültür ve Dayanışma Derneği, kuruluşunun ilk aylarında yemekli bir gece yaparak bütün köylülerini bir araya toplamayı başardı.

Esenyurt Kültür Merkezinde yapılan yemekli geceye Esenyurt Belediye Başkanı Nemci Kadıoğlu, Avcılar Kent Konseyi Genel Sekreteri Mustafa Küpeli, Hanak Köy Dernek Başkanları, İşadamı ve yöre insanı katıldı.

Slayt gösterisi köye götürdü

Göcede gösterilen Slâyt Yamçılı’nın ve Yamçılı Halkının çayırda, tarlada çalışırken, yaylada gezerken, oynarken görüntüleri bütün köylülere duygulandırdı.

Evren, katılım ve ilgiye teşekkür etti

Geceni açılış konuşmasını yapan Yamçılı Köyü Dernek Başkanı Murat Evren; Geceye olan ilgi ve destekten ötürü köylülerine ve hemşehrilerine teşekkür etti. Evren, “Derneğimizi yeni kurduk. Bu gecede gösterdiğiniz ilgi ve alakayı her zaman gösterip derneğe sahip çıkmanız halinde, Yamçılı Derneği Hemşehri dernekler içinde önemli bir yere gelecek ve beraberinde başarılar elde edecektir” dedi. Evren Yamçılı Köyünün İnternet sitesini kuran İlyas Baysal’a da teşekkür etti.

Gecede Hanaklı hemşehrimiz Halk Müzik Sanatçısı Turgay Demir, Ferit Gümüş, Fevzi Özcan ve Sinan Osmanoğlu sahne alarak yöremizin türküleriyle eğlendirdiler.

 



.

     


   
Tarihten/. /21.11.2008 .  

ATATÜRK

 

ETNOĞRAFYA MÜZESİ’NE DEFNİ

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938′de sabah saat 09.05′de Dolmabahçe Sarayı’nda ebedi uykusuna daldı. Vefatı bütün yurdu mateme boğarken, dünyada da büyük üzüntü uyandırdı. Aziz naaşı, 19 Kasım 1938′e kadar Dolmabahçe Sarayı’nda katafalkta kaldı. 19 Kasım günü naaşı top arabası ile Sarayburnu’na, oradan “Zafer” torpidosu ile “Yavuz” zırhlısına nakledildi. Bu arada, bütün dünyada bağımsızlık savaşı ve barışın sembolü olan bu büyük insanın cenaze töreni için İstanbul’a gelen Rus, Fransız, Yunan ve Romen savaş gemileri, onu 21 pare top atışı ile son yolculuğunda selamladılar. Naaş, “Yavuz” zırhlısı ile İzmit’e, oradan da trenle 20 Kasım 1938′de Ankara’ya getirildi. TBMM’nde hazırlanan katafalkta bir gün kalan naaş, buradan alınarak 21 Kasım 1938′de Etnoğrafya Müzesi’ndeki katafalka konarak halkın daha uzun süreli ziyaretine imkan sağlandı. 31 Mart 1939′da katafalktan alınan aziz naaş, bir müzede mermerden hazırlanan geçiçi kabre kondu.

 



.

     


   
Ahmet Aşkın Köksoy/ANKARA /20.11.2008 k-o-k-s-o-y@hotmail.com  

   Eşimin yeğenini kaybetme sebebi ile ilgili duyarlılık gösteren sevgili dostlarıma en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.



k-o-k-s-o-y@hotmail.com

     


   
A.MECİT ÖZDEMİR/GEBZE - ARDAHAN /20.11.2008 abdulmecitozdemir@hotmail.com  

Hayransa halaya Allah'dan rahmet acılı  ailesine ve Yılmaz  Ailesine sabır ve Başsağlığı dilerim. Mekanı Cennet olsun.



abdulmecitozdemir@hotmail.com

     


   
Basından/. /20.11.2008 .  

Artvin'de çevreci zaferi.

Artvin'de 14 yıldır bakır madeni araması yapan şirket çevrecilerin açtığı davaya kaybetti

Artvin'in Cerattepe mevkisinde yaklaşık 14 yıldır bakır madeni açma çalışması yapan Artvin Bakır ve Maden İşletmesi, çevrecilerin açtığı davalar sonucu ruhsatının iptal edilmesi üzerine bölgeyi terk etti.

Yeşil Artvin Derneği ile Artvin Barosu'nun Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınmadığı ve doğaya telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği gerekçesiyle Rize Bölge İdare Mahkemesi'ne açtığı dava sonucu ruhsatı iptal edilen Artvin Bakır ve Maden İşletmesi, Cerattepe'deki tüm çalışmalarını durdurdu.



.

     


   
Yudum Demir A./İstanbul. /20.11.2008 .  

Hepimizin  ortak noktası köyde geçirdiğimiz günleri çok özlüyor olmamız.

Yaylalar çıktığı zaman ayrı bir güzeldi, herkeste bir heyecan bir telaş.Temizlik başlardı yaylaya gidecek eşyalar temizlenir toparlanırdı, bir an önce gidip yerleşme telaşı sarardı.

Sabahın erken saatlerinde göç dolu motorlar birbiriyle yarışırcasına yollara düşerdi.

Göç indirilir indirilmez hemen gevrek için hamur yoğrulurdu en kıymetli  yemek  olurdu gevrek.

Yaylanın buz gibi suyu , hemen çeşmeye gönderirlerdi büyüklerimiz   su getirin  o suyun lezzeti ve o sudan yapılan çayın keyfi çok başka idi. Yayla çayı çeçil ve gevrek  ayrılmaz üçlü….

Göç ve yerleşme telaşı  iki üç gün sürerdi, her sene ayrı komşular, başka dostluklar kurulurdu.

Gazete kağıtlarıyla farklı modeller kesilerek terekler süslenirdi. Gelinlik kız gibi süslenirdi yaylalarımız.

Yerleşme bitimi  ziyaretler başlardı, komşu ziyaretleri çaylar içilir sohbetler edilirdi. Çok sıcaktı ve samimi idi muhabbetler .

Küçük pili radyolar vardı ama herkeste yoktu ve pili teypler, müzik sesine hasret kalırdık. O radyolar çok kıymetliydi. Balabey  amcamın sesi yaylanın  her yerinden duyulurdu rahmetlinin çok güçlü ve güzel sesi vardı.  Ve yine  Alimerdan amcanın sesi yine öyle güçlüydü. İkisini de rahmetle anıyorum.

Yerleri doldurulamayacak büyüklerimiz değerlerimiz.

Yerleşmeler  tam bitince genç kızların kır gezileri başlardı, en ideal piknik alanımız yoz bulağıydı oranın suyunun  çok daha soğuk olduğu söylenirdi ( gerçi ben bir fark göremedim) Gevrek domates  ve salatalık mutlaka olurdu. Henüz hormon icat edilmemişti domatesin kokusu ve tadı çok başka idi.

Yemek yenir türküler söylenir sonrada suları doldurup geri dönerdik çünkü; mal ve koyunun gelme zamanı gelirdi, yani zaman kısıtlı idi. Erkekler genelde sabah giderdi köye akşamları geri gelirdi atlarla.

Damın üstüne çıkıp bakardık kaç atlı geliyor köyden, köy bize büyük şehir gibi gelirdi sanki  Türkiye nin merkezi gibi ve oradan gelecek haberler çok önem arz ederdi bizim için. Dünyadan kopuktuk.

Midoş abinin sesi çok yankılanırdı sürekli türkü söyleyerek gezerdi onun yerinin şimdi  öztürk  abi aldı.

Kızlar toplanır kuzu kulağı, yemlik, kımı toplamaya giderdik. Ve birde dağların tepesindeki kar henüz erimemiş olurdu  kar getirmeye giderdik komşu köylerin arazilerine giderdik çünkü tarlalar orda idi.

Koruculardan  gizli giderdik yakalanacağız diye çok korkardık, düdük sesini duyduk mu  korku ve telaşla kaçardık.

Taşlar üzerinde kınalar arardık çok güzel kokardı halen unutmam o kokuyu. Rengarenk çiçeklerle dönerdik  o çiçeklerden yaylamızı süsler kendimize taçlar yapardık.

Akşam malından sonra sütler vurulur makineye,sobalar yakılırdı ve akşam suyu için çeşmeye toplanırdık  düğüne gider gibi giyinirdik çeşmeye giderken çok özeldi……

 

Bütün işler bitikten sonra  kapının önünde buz gibi havada toplanır sohbet ederdik, Gökyüzü tertemiz  yıldızlar kocaman ve elini uzatsan tutacak gibi idi, o gök yüzünü ancak köye gidince görebiliyorum başka hiçbir yerde bu kadar güzel ve temiz değil.

Toplam iki ay kalınırdı yaylada, bir ay doldu mu tuluklar tepilmeye başlanırdı imece usulü,

ve e yayıklar çok yorucu olurdu, ama yayıktan çıkan  tereyağını ekmek üzerine sürüp üzerine şeker döküp yemek büyük bir keyifti.Yağlar itina ile yıkanırdı şimdi o mis gibi koku yok tereyağlarında. Artık Bizlerinde vücut kıyması bozulmuş…..

O soğuk hava da bir bardak çay her şeye değiyordu. O sessizliğin içinde  söylenen türküler yaylanın her yerinden duyuluyordu, karşı mahalleden de ses verirlerdi karşılıklı söylerdik türküleri. Doğanın tam içinde sade biz vardık insan olarak.  Bicinler başladı mı  gençler köye göçerdi çalışmak için, yayladan sonra köye gitmek bize lüks gelirdi evler çok yüksek ve çok güzel  gözükürdü gözümüze.

Sabahın erken saatinde elimizde yoğurtlarla yollara düşerdik. Ne kadar kalabalıkmış köyümüz yollar hiç boş kalmazdı.  O kadar sanatsal işlenmiş bir doğamız var ki, bin bir çiçek işlenmeye hazır ham topraklar,orman, tertemiz sularımız ve  gökyüzü berrak  yüzümüze  gülümsüyor… yıldızların parlaklığı kendine çekiyor bizleri…..

Yaylayla ilgili hiç unutamadığım bir anımı  paylaşmak isterim. Bir gün öğlen saatleri  yaylada spor giyimli sırtında çantası olan ve dilimizi bilmeyen bir yabancıya rastladık doğal olarak korktuk çünkü bizlere hiç benzemiyordu, renkli gözlü beyaz tenli sarışın bir bey, herkes başına toplandı kim bu diye!

Biz adamdan korkuyoruz adam bizlerden ,ürkek ve korku dolu bakışlarla etrafını inceliyor. Dendi ki

Kazım abinin kardeşi ihsan abi Almanya da kalmış yabancı dil biliyor bunu bulup getirelim o anlar bu yabancının dilinden, neyse ihsan abi geldi çekilin ola diye hararetle girdi sohbete, almanca bir şeyler soruyor çat pat adam da bir şeyler anlatmaya çalışıyor  ama ortada bir belisizlik var çünkü; ikisi de farklı  diler konuşuyormuş (sonradan anladık)sonra ihsan abi döndü yav bu adam terörist dövün bunu  millet saldırdı biraz dayaktan sonra adam kaçtı….  Aradan birkaç gün geçtikten sonra  olay anlaşıldı adam yürüyerek Ardahan’a gitmiş karakola, koy boldum demiş,  İngiliz turist  gezmek için gelmiş fakat yolunu kaybetmiş yoluda bizim yaylalardan geçmiş ama anlamalıydık bu tipte terörist olmaz…………

 

 

 

 

 



.

     


   
Zeynep ./Aydın /20.11.2008 .  

 

Toprak temizdi.

Gökyüzü ve hava temizdi. Bize sundukları da. Biz de temizdik.

Pazardan peynir almak risk değil, sokak satıcıları dosttu. Onlarla selamlaşıyorduk.

Merhabanın hatırı vardı.

Hijyen, kalite ve garantinin belgesi işte bu merhaba idi. Sütçümüz, yoğurtçumuz, sebzecimiz vardı. Hal hatır sorduğumuz, hangi zeytinden hoşlandığımızı bilen, iyi peynirden bizi haberdar eden bakkalımız vardı.

Şimdi. Şimdi potansiyel tehlike olarak görüldüğümüz ve üstümüz arandıktan sonra girdiğimiz süper marketlerin on binlerce çeşidinin arasında "merhaba"dan mahrum alış veriş yapıyoruz.

Labirentin içinde raflarda şekiller, mesajlar ve imajlar var.

Reklamlar bizi zaten kodlamıştır önceden; algılıyor ve alıyoruz. İsminin başında hiper, süper ve mega gibi sıfatların bulunduğu mağazalarda, oraya ne kadar çok giderseniz gidin, güvenlik görevlileri, reyon sorumluları ve kasiyerlerle muhabbet kuramazsınız. Market arabalarıdır orada size en çok tanıdık gelen.

İnsan bazen laf atmak ister "işler nasıl gidiyor" veya "hayırdır bugün sol ön tekerin gıcırdıyor" diye. İnsanın hayatında kalabalıklar çoğaldıkça, yalnızlıklar da çoğalıyor. Bakkalların gidişiyle, sokakların ruhu da gitti.

Ve lezzetler de gitti. Yılın on iki ayı muhteşem görüntüsüyle arzı endam eyleyen sanal domatesler gibi. Domates mevsimini kaybettiği günden beri, çok şeyi kaybettik. Halbuki domates önemlidir. Mevsimi bittiğinde gidişine üzülmek, yokluğunda özlemek zamanı geldiğinde kavuşmaya sevinmek çok önemlidir. Kokusu çok önemlidir. Yöresi ve lezzeti de. Her yöre bir başka domates, bir başka domates lezzeti demektir. Artık yörenin adı; sera.

Sadece domates mi? Ekmek mesela. Ekmek, ekmek gibi kokmuyor. "Bir dilim ekmek" anlamını yitirdi. Ekmeği kesemiyorsunuz. Gerçek bir dilim gibi bir dilim çıkmıyor. Vitaminlerle şişirilmiş, kuş gibi hafif ve lezzetsiz.

Çay mesela. Çay, çay gibi kokmuyor. Seylanla Türk çayını, tomurcukla çay çiçeğini karıştırarak formüller üretiyor ve telef oluyoruz.

Evet. Şimdi, brokoliyle tanıştık, dört mevsim domatesle ve daha neler neler.

İmkanlar arttı, çeşitler arttı. Şimdi herşey her zaman var. Ama bu hengamenin, bu hayat düzeninin neticesi hamburgerle başbaşa kalışımızdır.

Şimdi herşey, her zaman var ve her şey kıymetsiz.

Bu çağın cilvesi herhalde. Kalabalıkların içinde yalnızlığı yaşamak ve bundan keyif almaya çalışmak. Ama vakumlu, dondurulmuş, hijyenik ve ambalajı güzel hayatımızda eksik bir şeyler var. Önemli bir şeyler.

Domatesin tadı gibi. Merhabanın hatırı gibi...

 

 



.

     



Sayfalar